Film ve Dizi Önerileri

Arama yapılıyor
Can Dostum kapak fotoğrafı ve duvar kağıdı

Can Dostum (Intouchables) 2011

·

Can Dostum afişi
Fragmanı İzle

Boğazınıza bir yumru oturmasını beklerken kendinizi kahkahalarla kahvenizi püskürtürken bulduğunuz o nadir anları hatırlıyor musunuz? İşte Olivier Nakache ve Éric Toledano ikilisi, 2011 yılında tam olarak bu patlamayı yarattı.

Ajitasyon sömürüsünün tavan yaptığı, engelli bireyleri sadece “acınası ibret vesikaları” olarak sunan o ağlak Hollywood dramalarından sıkıldıysanız, doğru adrestesiniz. Fransız sinemasının bu haşarı çocuğu, aristokrat bir felçli ile sokaklardan gelen bir sabıkalının hikayesini öyle bir kurguluyor ki, izlerken arayışınızın nihai cevabına ulaştığınızı hissediyorsunuz.

Karakterlerin arasındaki o elektriklenme, perdeden taşıp salonunuzun ortasına bodoslama dalıyor. Kimsenin kimseye acımadığı, kimsenin politeizm sınırlarında gezerek sahte nezaket gösterilerinde bulunmadığı bir evrendeyiz.

Kalıpları kıran, klişeleri dozer gibi ezip geçen ve izleyiciyi ilk dakikasından itibaren avucunun içine alan bir başyapıt duruyor karşımızda. Hazırsanız, melodram çöplüğünden filizlenen bu hayat dolu fırtınanın anatomisini masaya yatıralım.

Can Dostum Filmi Gerçek Bir Hikaye Mi?

Can Dostum (Intouchables) filmi tamamen gerçek bir yaşam öyküsüne dayanmaktadır. Fransız iş insanı Philippe Pozzo di Borgo‘nun yamaç paraşütü kazası sonrası felç kalmasını ve bakıcısı olarak işe aldığı Cezayir asıllı Abdel Sellou ile kurduğu ezber bozan dostluğu konu alır. Yapım, bu ikilinin gerçek hayattaki sarsılmaz bağını beyaz perdeye aktarmaktadır.

Peki bu gerçeklik beyaz perdeye yansırken nasıl bir süzgeçten geçti? Yönetmenler, hikayenin özündeki o saf mizahı ve insanı şaşırtan samimiyeti korumak için Abdel Sellou karakterini senaryoda Driss ismiyle yeniden şekillendirdiler.

Gerçek hayattaki Philippe di Borgo, yapımcılara tek bir şart koşmuştu: “Bu filmin bir acıma hikayesine dönüşmesine izin vermeyin, bizim eğlendiğimiz gibi insanları eğlendirin.” Nitekim ortaya çıkan iş, dramın komediyle bu kadar kusursuz harmanlandığı nadir eserler arasında zirveye oturdu.

Sınıfsal Uçurumdan Doğan Absürt Bir Dostluk Kurgusu

Sahneleri gözünüzün önüne getirin: Bir tarafta Paris’in en lüks malikanesinde yaşayan, Bach ve Vivaldi ile büyümüş, milyon avroluk tabloları “üzerine boya dökülmüş bez parçası” olarak görmeyen yüksek burjuvazi temsilcisi Philippe. Diğer tarafta ise hapisten yeni çıkmış, varoşların getirdiği sokak kültürünü sırtında taşıyan, tek derdi işsizlik maaşı alabilmek için gerekli imzayı attırmak olan Driss.

Bu iki zıt kutbun bir araya gelmesi fizik kurallarına aykırı gibi görünse de, hikayenin yakıtı tam olarak bu uyumsuzluktan sağlanıyor.

Driss’in Philippe’e yaklaşımındaki “saygısız” doğallık, aslında Philippe’in yıllardır aç kaldığı tek şey: İnsan gibi muamele görmek. Çevresindeki herkes ona kırılgan bir cam vazo muamelesi yaparken, Driss’in ona sigara uzatması, telefon ahizesini kulağına tutmayı unutması veya engeliyle acımasızca dalga geçmesi, Philippe için bir nevi özgürleşme alanına dönüşüyor.

Senaryonun bu noktadaki zekası, seyirciye “vay be, insanlık hâlâ ölmemiş” dedirtirken bir yandan da sınıfsal çatışmaları inanılmaz hafif bir mizahla eritiyor.

Ludovico Einaudi Dokunuşu ve Earth, Wind & Fire Enerjisi

Bir filmde müzik sadece arka plan gürültüsü müdür, yoksa senaryonun gizli bir karakteri mi? Bu yapımda kesinlikle ikincisi. İtalyan piyanist ve besteci Ludovico Einaudi’nin parmaklarından dökülen “Una Mattina” ve “Fly” gibi minimalist piyano besteleri, Philippe’in iç dünyasındaki o durgun, izole ve hüzünlü atmosferi iliklerinize kadar hissettiriyor.

Ancak film tam bir depresyon hapisanesine dönüşecekken devreye Driss’in müzik çaları giriyor! Earth, Wind & Fire’ın “Boogie Wonderland” parçası çalmaya başladığı an, o soğuk ve kasıntı Fransız malikanesinin nasıl bir parti alanına dönüştüğünü unutmak mümkün mü? Müzik kullanımındaki bu keskin kontrast, filmin genel ritmini belirliyor. Klasik müzik konserinde Driss’in sergilediği laubali ama son derece haklı tepkiler, yüksek sanat anlayışını tatlı tatlı iğnelemekten geri durmuyor.

Fransız Sinemasının Ezber Bozan Komedi Dram Dengesi

Hollywood bu senaryoyu ele geçirseydi ne olurdu biliyor musunuz? Aşırı duygusal müzikler eşliğinde gözyaşı senfonisi dinler, her sahnede “hayatın anlamı” üzerine uzun ve ağdalı tiratlara maruz kalırdık. Oysa Fransız sineması, özellikle Amélie gibi yapımlardan da hatırlayacağınız o sıcak, özgün ve hayatın içinden gelen absürt tavrını burada da konuşturuyor. Trajedinin tam ortasında patlayan bir espri, izleyicinin üzerindeki o ağır duygusal yükü bir anda dağıtıveriyor.

Dram ve komedi kantarlarının kefeleri öyle hassas dengelenmiş ki, filmin bir anında gözünüzden yaş süzülürken sonraki sahnede kahkaha atabiliyorsunuz. Bu durum yapımı sıradan bir seyirlik olmaktan çıkarıp, modunuz düşük olduğunda sığınabileceğiniz nitelikli bir sinema limanına dönüştürüyor. Yaşamın acımasızlığı ile hayatın neşesi arasındaki o ince çizgide yürümek her yönetmenin harcı değildir.

Karizmatik Performanslar: Francois Cluzet ve Omar Sy Şovu

Sadece boyundan aşağısı tutmayan bir adamı canlandırarak, jest ve mimiklerin %90’ını kaybetmişken devasa bir duygu spektrumu sunmak… François Cluzet‘nin oyunculuk dersi verdiği gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor. Adam sadece gözleriyle, nefes alıp verişiyle ve hafif bir dudak bükmesiyle çaresizliği, entelektüel derinliği ve yeniden doğuş heyecanını kusursuz aktarıyor.

Diğer tarafta ise Omar Sy var ki, bu filmle birlikte uluslararası arenada devleşti. Karakterin o pervasız, enerjik, patlamaya hazır ama bir o kadar da temiz kalpli halini öyle bir doğallıkla bürünüyor ki, perdede bir oyuncu değil, sokaktan geçen gerçek bir insan izlediğinize yemin edebilirsiniz. İkilinin arasındaki kimya, sinema tarihinin en başarılı partnerliklerinden biri olarak tescillenmeyi hak ediyor.

Yapımın Öne Çıkan Başarılı Yönleri ve Eleştirilen Detayları

Objektif sinefil gözümüzü takalım ve yapımın artılarını, eksilerini çekinmeden masaya yatıralım. Zira her popüler başyapıt gibi bu filmin de parladığı ve hafifçe çuvalladığı noktalar var.

Öne Çıkan Başarılı Yönleri:

  • Sıfır Ajitasyon: Engellilik konusunu ajitasyon ve duygu sömürüsü yapmadan, son derece cesur ve eğlenceli bir dille ele alması.
  • Oyunculuk Kimyası: Francois Cluzet ve Omar Sy arasındaki muazzam uyum ve karizmatik performanslar.
  • Müzik Seçimleri: Ludovico Einaudi’nin dingin klasikleri ile 70’lerin ritmik funk/soul parçalarının büyüleyici kontrastı.
  • Akıcı Senaryo: İki saate yakın süresine rağmen tek bir anında bile seyirciyi sıkmayan, temposu hiç düşmeyen kurgu.

Göz Ardı Edilmeyen Eleştirisel Detaylar:

  • Yüzeysel Yan Karakterler: Ana ikiliye o kadar odaklanılıyor ki, malikanedeki diğer çalışanların ve Driss’in ailesinin alt hikayeleri biraz alelacele geçiştirilmiş hissettiriyor.
  • Tahmin Edilebilir Kurgu Hattı: Zıt karakterlerin dostluğu teması, anlatı yapısı olarak klasik şablonun dışına çok fazla çıkmıyor.

Can Dostum Kimlerin Film Listesinde Yer Almalı?

Eğer haftanın yorgunluğunu üzerinizden atacak, içinizi ısıtacak ama aynı zamanda kalitesiz esprilerle zekanızı aşağılamayacak bir yapım arıyorsanız, bu eser tam size göre. İçinde umut, dostluk ve yaşam sevinci barındıran anlatıları seviyorsanız, tıpkı Ölü Ozanlar Derneği veya Rüzgarı Dizginleyen Çocuk gibi ilham veren öykülerden hoşlanıyorsanız bu filmi ıskalamamalısınız.

Karanlık, kasvetli, zihin yoran distopyalardan veya birbirinin kopyası aksiyon patlamalarından sıkılan bünyelere birebir ilaçtır. İlham veren yapımlar listesinin en üst sıralarını zorlayan bu yapıt, ailenizle veya arkadaş grubunuzla tereddütsüz değerlendirebileceğiniz nadir cevherlerden biri.

Kamera Arkası: Filmin Bilinmeyen Trivia Detayları

Sinema tutkunlarının bayıldığı o gizli detaylara geldi sıra! Film çekilmeden önce Omar Sy, Driss karakterinin fiziksel dinamizmini daha iyi yansıtabilmek için özel bir diyet ve spor programıyla tam 10 kilo verdi.

Ayrıca Omar Sy, bu rolüyle Fransız Sineması’nın Oscar’ı sayılan César Ödülleri’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü kazanarak bu ödülü alan ilk siyahi oyuncu olarak tarihe geçti.

Bir diğer ilginç detay ise gerçek Philippe Pozzo di Borgo ile ilgili. Pozzo di Borgo, çekimler başlamadan önce senaristlerle ve oyuncularla günlerce vakit geçirdi. Filmde gösterilen araba yarışları, gece yarıları yapılan Paris turları ve sahte tablo satma sahnesi gibi absürt olayların neredeyse tamamı birebir gerçek hayatta yaşanmıştı!

Can Dostum Neden Yıllar Geçse De Eskimeyen Bir Klasik?

Çünkü insanız ve yapaylaşan dünyada samimiyete açız. Bu film bize paranın, statünün veya fiziksel engellerin, gerçek bir insani bağın karşısında hiçbir hükmünün olmadığını şov yapmadan anlatıyor. Seçeneklerin binlerce içerikle dolup taştığı bu dönemde, dönüp dolaşıp tekrar bu sıcaklığa sığınmamız kesinlikle bir tesadüf değil.

Şimdi top sizde sinefiller! Can Dostum’u daha önce izlediniz mi? Driss’in o meşhur doğum günü partisindeki dans sahnesinde siz de oturduğunuz yerde sallandınız mı, yoksa “bu kadar da laubalilik olmaz” diyen kasıntı burjuva tarafında mısınız? Yorumlarda buluşalım, filmi birlikte değerlendirelim!

Süre
112 dakika
Yıl
Ülke
Platform
Şu an dijital platformda yok
×
×
Paylaş
Can Dostum Filmi İçin Tepki Ver!

Can Dostum Filmi izlendi ve bitti; peki sende nasıl bir iz bıraktı? Tepkini hemen aşağıya bırak!

Bu içerik size nasıl hissettirdi?
Can Dostum Filmi Yorumları
Misafir kullanıcı profil fotoğrafı

    Burada bir sessizlik hakim... "Can Dostum" hakkında fikirlerini paylaşarak bu sessizliği bozabilirsin.

    Yorum yaparak görüşlerini paylaş
    Geri Bildirim
    Neler oluyor?
    Neler Oluyor?
    ×
    Yükleniyor...
    Yardımcı olayım mı?
    SineBot Birkaç tıkla sana en uygun içeriği bulalım
    Baştan Başla ×