
The Platform (El hoyo) 2019
Kendi rızanızla girdiğiniz somut bir cehennemde, her gün üst kattakilerin salyalı artıklarını yemek zorunda kalsaydınız ne yapardınız? İspanyol yönetmen Galder Gaztelu-Urrutia’nın sinema dünyasını darmadağın eden yapımı The Platform (El hoyo), işte tam da bu mide bulandırıcı soruyla seyircinin boğazına sarılıyor.
Eğer bu akşam ekran karşısında keyif çatarken cipsinizi huzurla çiğnemeyi planlıyorsanız, baştan uyarayım: Bu film iştahınızı tamamen kapatabilir veya sizi sistemin çarkları üzerine sabahlara kadar sürecek beyin fırtınalarına sürükleyebilir. Sinema tarihinin en sert toplumsal eleştirilerinden birine hazırsanız, ne izlemeli diye uzun uzun aramayı bırakın ve emniyet kemerlerinizi bağlayın.
İzleyiciyi daha ilk dakikadan itibaren dikey bir beton hapishaneye hapseden film, sadece kapitalizm eleştirisi yapmakla kalmıyor, insan doğasının en karanlık, en çiğ ve en çirkin dürtülerini de mikrofonu sonuna kadar açarak yüzümüze vuruyor.
Platform aşağı indikçe azalan yemekler, bozulan ahlaki değerler ve yukarı çıktıkça unutulan vicdan vicdansızlığı… Dikey Barınma Merkezi adı verilen bu yapı, modern dünyadaki sınıf ayrımının kelimenin tam anlamıyla somutlaşmış bir mimari tasviridir.
Karnınız Tokken Bile Midenizi Bulandıracak Bir Yapım: The Platform Konusu Nedir?
Film, sigarayı bırakmak ve resmi bir diploma almak amacıyla dikey bir cezaevine kendi isteğiyle giren Goreng adındaki bir adamın ekseninde dönüyor. “Dikey Barınma Merkezi” olarak bilinen bu yüksek katlı yapıda, ortası delik beton odalar bulunuyor.
Her gün en üst kattan (0. kat) muazzam lezzetlerle dolu devasa bir yemek platformu aşağı doğru indirilmeye başlanıyor. Üst kattakiler karınlarını doyururken, alt kattakilere sadece onların artıkları kalıyor. Katlar her ay rastgele değiştirildiği için, kimin bir sonraki ay nerede uyanacağı tamamen amansız bir şans faktörüne bağlı.
Her katta iki kişinin kaldığı bu yapıda, alt katlara indikçe platformda tek bir pirinç tanesi bile kalmıyor. Açlık ve çaresizlik katlar derinleştikçe insanları deliliğe, şiddete ve hatta yamyamlığa sürüklüyor. Goreng, yanına aldığı tek eşya olan “Don Kişot” romanıyla bu vahşi düzene adım attığında, sistemin sadece yukarıdakileri değil, herkesi canavarlaştırdığını acı bir şekilde tecrübe etmek zorunda kalıyor. Gerilim dozu bir an bile düşmeyen bu yapıt, psikolojik sınırları zorlayan yapısıyla unutulmaz bir sinema deneyimi sunuyor.
The Platform Filmi Bize Ne Anlatmak İstiyor? Dikey Hiyerarşinin Anatomisi
The Platform filmi, kaynakların adaletsiz dağıtıldığı dünyamızdaki alt ve üst sınıf çatışmasını sembolik bir dille anlatır. Yapıdaki platform, toplumdaki toplam refahı temsil ederken, katlar ise sosyal statüyü simgeler. Film, insanlığın empati yoksunluğunu ve “kendiliğinden gelişen bir dayanışmanın” imkansızlığını gözler önüne sererek kapitalist hiyerarşiyi sertçe eleştirir.
Sistemin temelindeki trajikomik gerçek şudur: Aslında platformdaki yemek tüm katlardaki insanlara yetecek miktardadır. Ancak üst kattakilerin açgözlülüğü ve “nasıl olsa haftaya alt katta olabilirim, yiyebildiğim kadar yiyeyim” mantığı, alt kattakileri ölüme terk eder. Yapım, bir nevi beyin yakan filmler kategorisinin en vahşi ve sosyolojik örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Karakter Analizleri: Kitap Kurdu Goreng’den Bıçak Sevdalısı Trimagasi’ye
Filmin başarısının arkasında, her biri farklı bir toplumsal zihniyeti temsil eden kusursuz kurgulanmış karakterler yatıyor. Yönetmen, karakterleri basit birer figüran olarak değil, insanlığın farklı evrelerini temsil eden semboller olarak sahneye sürüyor.
Goreng ve Don Kişot İllüzyonu
Goreng, sisteme idealist bir bakış açısıyla giren tek kişidir. Yanına bir silah veya faydalı bir alet almak yerine kitap almayı seçmesi, onun entelektüel ve saf iyimserliğini simgeler. Ancak film boyunca yaşadığı travmalar, onu sistemin kurallarıyla savaşmak için sistem kadar acımasız olmaya zorlar. Goreng’in dönüşümü, tıpki Kar Küreyici filmindeki sınıf mücadelesi veren karakterler gibi kaçınılmaz bir yıkımı beraberinde getirir.
Trimagasi: Sistem Hakikatinin Sözcüsü
Trimagasi, cezaevinin acımasız kurallarını tamamen kabullenmiş, yaşlı ve pragmatist bir mahkumdur. Yanına sadece “Samurai Max” adında kendini bileyen bir bıçak almıştır. O ne bir kahramandır ne de tamamen bir kötü, sadece hayatta kalmayı başaran sıradan bir rasyonalisttir. Goreng’e sürekli söylediği “Obvio” (Aşikar) kelimesi, sistemin absürtlüğünü doğallaştıran kitlelerin sesidir.
Imoguiri ve Bürokrasi Körlüğü
Daha önce bu merkezin yönetiminde çalışan Imoguiri, kanser olduğunu öğrenince sisteme dahil olur. Amacı, insanlara “gönüllü dayanışmayı” öğretmektir. Ancak yıllarca hizmet ettiği kurumun gerçeklerinden o kadar uzaktır ki, alt katların dehşetini gördüğünde kendi vicdanının altında ezilir. Bürokrasi ve masa başı idealizminin sahadaki çaresizliğini temsil eder.
Klostrofobi ve Gastronomi Mide Bulandıran Bir Atmosferde Nasıl Buluştu?
Yapımın yönetmeni Galder Gaztelu-Urrutia, tiyatro kökenli olmasının avantajlarını sonuna kadar kullanıyor. Tek mekanda geçen hikaye, izleyiciyi asla sıkmıyor, aksine o dikey beton blokların arasında sıkışıp kalmışız hissini iliklerinize kadar yaşatıyor.
Renk paleti kullanımı ise oldukça zekice: Üst katlarda kullanılan steril, soğuk ve neredeyse ilahi ışıklandırma, alt katlara inildikçe yerini kan kırmızısına, kirli griye ve tam bir zifiri karanlığa bırakıyor.
Özellikle filmin başında gördüğümüz o muazzam şeflerin hazırladığı gurme tabaklar ile alt katlardaki iğrenç artıkların tezatlığı mükemmel bir görsel kontrast oluşturuyor.
Ses tasarımı ise apayrı bir alkışı hak ediyor. Platformun yukarıdan aşağıya inerken çıkardığı o ağır, metalik ve tehditkar ses, adeta yaklaşan bir kıyametin habercisi gibi kulaklarda çınlıyor. Mekansal olarak gerilimi benzer şekilde tırmandıran yapımları seviyorsanız, kült eser Küp filmini de listenize eklemenizi öneririm.
Rakiplerin Atladığı Detay: The Platform Finalindeki Panna Cotta Gerçekten Bir Mesaj mıydı?
İnternet forumlarında ve film analizlerinde en çok tartışılan konu filmin sonudur. Birçok eleştirmen finaldeki “Panna Cotta” tatlısının 0. kattaki yönetime gönderilen bir direniş sembolü olduğunu söyler. Ancak burada gözden kaçırılan acı bir içerik boşluğu var: Yönetim, aşağıda nelerin yaşandığından gerçekten haberdar mı, yoksa sadece yemeğin kalitesiyle mi ilgileniyor?
Goreng ve Baharat’ın tatlıyı koruyarak en aşağıya indirme çabası, bürokrasinin ve üst aklın insan hayatını değil, sadece “pürüzsüz görünen sunumu” önemzediğini kanıtlar. Tatlının üzerindeki tek bir saç teli yüzünden mutfaktaki şefin çalışanlarına bağırdığı sahneyi hatırlayın. Yönetim, aşağıda insanların birbirini yediğini umursamaz, onlar sadece tatlının mükemmel sunulup sunulmadığına bakar. İşte bu detay, filmin kapitalist sistemdeki “denetim” mekanizması üzerine attığı en rafine ve en acımasız tokattır.
Obur Bedenler, Boş Ruhlar: The Platform Artıları ve Eksileri
Sinema dünyasında fırtınalar estiren ve 2019 yılı filmleri arasında ezber bozan bu distopik eserin elbette parıldayan yönleri olduğu kadar, bazı izleyicileri tatmin etmeyen eksileri de mevcut. Objektif bir değerlendirme yapmak gerekirse:
- Dikey Yapının Sarsıcı Başarıları (Sisteme Sıkılan Kurşunlar):
- Eşi benzeri az görülen, derece yüksek özgün bir klostrofobik konsept.
- Sosyolojik ve felsefi alt metinlerin senaryoya son derece doğal yedirilmesi.
- Ivan Massagué (Goreng) ve Zorion Eguileor’un (Trimagasi) devleşen oyunculukları.
- İzleyiciyi sürekli bir “ben olsaydım ne yapardım?” ikilemiyle baş başa bırakması.
- Kuyudaki Sarsıntılı Boşluklar (Tatlının Üzerindeki Saç Teli):
- Finalin aşırı ucu açık bırakılması ve sembolizme boğulması bazı seyircileri hayal kırıklığına uğratabilir.
- Midesi hassas olanlar için şiddet ve tiksinti dozunun zaman zaman aşırıya kaçması.
- Yönetim merkezi hakkındaki bazı detayların cevapsız bırakılması.
Dikey Barınma Merkezine Kimler Adım Atmalı?
Eğer “Benim için sinema sadece eğlence değil, bir felsefi dertleşmedir” diyorsanız, bu yapım tam size göre. Toplumsal simülasyonları, sosyolojik deneyleri ve distopik dünyaları sevenler ekrana kilitlenecektir. Özellikle insan doğasının sınırlarını sınayan Circle tarzı kapalı alan gerilimlerine ilgi duyuyorsanız, bu filmi ıskalamamalısınız.
Kamera Arkası Detayı (Trivia): Filmde görülen dikey cezaevi seti aslında sadece iki kat olarak inşa edilmiştir! Görsel efekt ekibi ve yönetmen, bilgisayar üretimli imgeler (CGI) ve akılcı açı oyunları kullanarak bu seti yüzlerce katlı devasa bir kuyu gibi göstermeyi başarmıştır. Ayrıca aktör Ivan Massagué, Goreng karakterinin yaşadığı fiziksel çöküşü inandırıcı kılmak için çekimler boyunca sıkı bir diyet yaparak yaklaşık 12 kilo vermiştir.
Sofra Kaldırıldı, Şimdi Sıra Sizde!
Sonuç niyetine süslü laflar etmeyeceğim, çünkü The Platform, süslü lafları nefretle reddeden, suratınıza tokat gibi çarpan bir deneyim. Sistemi değiştirmek için bir mesaj mı olmak gerekir, yoksa sistemin kendisi mi zaten mesajdır? Bu sorunun cevabı herkes için farklı.
Peki ya siz? Dikey Barınma Merkezi’ne girseniz yanınıza alacağınız tek eşya ne olurdu? 1. katta mı kalmak isterdiniz yoksa adalet sağlamak için en aşağıya inmeyi göze alır mıydınız? Yorumlarda buluşalım, düşüncelerinizi paylaşmayı ve incelemeyi arkadaşlarınızla tartışmayı unutmayın. Afiyet olsun!
- Yönetmen
Galder Gaztelu-Urrutia- Oyuncular
Alexandra Masangkay
Antonia San Juan
Emilio Buale
Ivan Massagué
Zorion Eguileor- Süre
- 95 dakika
- Tempo
- Platform
The Platform Filmi izlendi ve bitti; peki sende nasıl bir iz bıraktı? Tepkini hemen aşağıya bırak!
Burada bir sessizlik hakim... "The Platform" hakkında fikirlerini paylaşarak bu sessizliği bozabilirsin.






