
Beasts of No Nation 2015
·

Sıcak, nemli ve barut kokan bir cehennemin tam ortasına pat diye düşmeye hazırsanız arkanıza yaslanın. Beasts of No Nation, mısır patlatıp çerez niyetine izlenecek, akşamınızı neşelendirecek bir hafta sonu seyirliği kesinlikle değil. Aksine, ruhunuzu sert bir zımparayla kazıyan, izleyeni vizörün arkasından tutup savaşın o çirkin, çamurlu gerçekliğiyle yüzleştiren sarsıcı bir başyapıt. Eğer aradığınız şey Hollywood tipi kahramanlık destanları veya patlayan binaların ardından ağır çekimde yürüyen havalı askerlerse, yanlış kapıdasınız.
Netflix’in sinema sektöründe “Ben de varım hem de en krallarınızla kapışırım” dediği ilk prestij hamlesi olan bu film, çocuk çocukluğunu yaşamadan eline Kalaşnikof verilenlerin, coğrafyanın kader değil bir tür kıyma makinesi olduğu toprağın hikayesini anlatıyor. Yönetmen Cary Joji Fukunaga, izleyiciyi teselli edecek tek bir pembe panjur bile bırakmıyor. Hazırsanız, masumiyetin nasıl adım adım boğazlandığını anlatan bu sinematik kabusun derinliklerine inelim.
Beasts of No Nation Gerçek Bir Hikaye Mi? Konusu Nedir?
Beasts of No Nation konusu, Batı Afrika’da adı belirtilmeyen hayali bir ülkede patlak veren iç savaşın ortasında kalan Agu adındaki küçük bir çocuğun, masum bir aile ferdinden bir çocuk askere dönüşme sürecini anlatmaktadır. Yapım doğrudan yaşanmış tek bir kişinin gerçek hikayesi olmasa da Nijeryalı yazar Uzodinma Iweala’nın aynı adlı romanından uyarlanmış olup bölgedeki binlerce gerçek çocuk askerin trajedisini tamamen objektif bir dille beyazperdeye yansıtmaktadır.
Agu, kendi halinde muziplikler yapan, abisiyle eski televizyon kasalarından “hayal TV” yapıp sokaktakilere satan neşeli bir çocuktur. Ancak iç savaş köyünün kapısına dayandığında ailesi gözlerinin önünde dağılır ve Agu kendini ormanın derinliklerinde bulur. Burada, karizmatik ama bir o kadar da sosyopat bir lider olan Komutan’ın (Commandant) yönettiği yerel bir milis gücünün eline düşer. Küçük Agu için hayatta kalmanın tek yolu, eline tutuşturulan pala ve tüfekle bir katile dönüşmektir.
Masumiyetin Çamura Batan İzi: Agu ve Komutan İkilemi
Bir filmi sırtlayan en büyük kolon, şüphesuz karakterlerin psikolojik derinliğidir. Agu rolündeki Abraham Attah, hayatında ilk kez kamera karşısına geçmesine rağmen ekranda adeta devleşiyor. Çocuğun gözlerindeki o ilk baştaki çocuksu ışıltının, filmin dakikaları ilerledikçe nasıl donuk, ruhsuz ve karanlık bir bakışa dönüştüğünü izlemek dehşet verici. Rol yapmıyor, adeta o çamurun içinde yaşıyor.
Diğer tarafta ise kariyerinin belki de en karanlık ve girift performansına imza atan Idris Elba var. Komutan karakteri, sadece silahlı bir çete lideri değil, kimsesiz kalmış, travmatize olmuş çocukların babasızlığını suistimal eden manipülatif bir şeytan. Onlara yemek veriyor, barınak sağlıyor, bir kimlik aşılıyor ama karşılığında ruhlarını talep ediyor. Savaşın yarattığı bu baba-oğul simülasyonu, izlerken mideye oturan en ağır taşlardan biri haline geliyor.
Karakter gelişimleri o kadar organik işlenmiş ki, Agu’nun ilk cinayetini işlediği sahnede hissettiğiniz vicdan azabı, filmin sonlarına doğru yerini ürkütücü bir kanıksamaya bırakıyor. Filmin izleyiciye attığı en büyük tokat da tam olarak bu: Tıpkı Agu gibi siz de bir süre sonra şiddetin tonuna alışmaya başladığınızı fark edip kendinizden ürküyorsunuz.
Cary Joji Fukunaga’nın Kamerasından Savaşın Şiirsel Ve Vahşi Yüzü
Fukunaga’yı True Detective’in ilk sezonundaki o efsanevi kesintisiz çekim sahnelerinden tanıyoruz. İnanılmaz bir görsel hafızası ve atmosfer yaratma becerisi var. Burada da yönetmenliği kimseye bırakmayıp görüntü yönetmenliğini bizzat üstlenmiş. Afrika’nın o balta girmemiş ormanlarını, yemyeşil doğasını öyle bir renk paletiyle sunuyor ki, cennet ile cehennem hiç bu kadar iç içe geçmemişti diyorsunuz.
Kamera kullanımı son derece akıcı ve klostrofobik. Savaş sahnelerinde kaosun içine dalarken, Agu’nun iç sesini dinlediğimiz anlarda ise neredeyse şiirsel, duamsı bir atmosfere geçiş yapıyoruz. Yönetmen, şiddeti pornografik bir öge olarak estetikleştirmiyor, aksine ham, çiğ ve rahatsız edici bırakıyor. Bu tutumuyla sinema tarihinin masumiyeti yitirme temalı en sert eserlerinden biri olan Gel ve Gör ile akrabalık kuruyor.
Müzik kullanımı ise apayrı bir alkışı hak ediyor. Dan Romer imzalı synth ağırlıklı, tekinsiz ve minimalist müzikler, Afrika’nın geleneksel ritimleriyle birleştiğinde ortaya seyircinin nabzını sürekli yüksek tutan bir ses tasarımı çıkıyor. Görsel ve işitsel doku, hikayenin ağırlığıyla kusursuz bir senkronizasyon yakalamış.
Bu Sarsıcı Deneyimi Hangi Ruh Halindeyken İzlemelisiniz?
Sitemizde her zaman dediğimiz gibi: Her film her an izlenmez. Bu yapım, neşeli bir akşam geçirmek, kafa dağıtmak ya da arka planda dursun diye açılacak bir iş değil. Eğer gerçekçi, tokat gibi çarpan, insan doğasının en karanlık koridorlarında dolaşmaktan korkmayan kaliteli bir film önerisi arayışındaysanız kesinlikle ıskalamamanız gereken bir tecrübe.
Türün meraklıları için en iyi savaş filmleri listelerinde genellikle cephe hatları, tanklar ve büyük stratejiler konuşulur. Ancak bu eser, savaşı makro ölçekten alıp tek bir çocuğun kırılan kalbine sığdırıyor. Afrika’nın sömürülen zenginlikleri, elmas madenleri ve tüccarların gölgesinde dönen kirli çarkları merak ediyorsanız, Kanlı Elmas veya Savaş Tanrısı gibi yapımlarla harika bir ikileme oluşturacaktır.
Kısacası, ne izlemeli diye kara kara düşünürken sinemanın sadece bir eğlence değil, aynı zamanda tokat gibi bir farkındalık aracı olduğunu hatırlamak istiyorsanız bu yapıma mutlaka şans vermelisiniz.
Beasts of No Nation: Sinematik Başarının ve Göze Batan Eksiklerin Analizi
Hiçbir yapım kusursuz değildir ve bu sert Afrika dramı da kendi içinde bazı tartışmalı tercihlere sahip. Objektif bir süzgeçten geçirecek olursak, yapımın öne çıkan ve aksayan yönlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
Beasts of No Nation Filmini Zirveye Taşıyan Başarılı Unsurlar
- Oyunculuk performansı: Abraham Attah’ın ilk rolünde sergilediği doğal yetenek ve Idris Elba’nın karizmatik kötülüğü seyri unutulmaz kılıyor.
- Göz alıcı sinematografi: Fukunaga’nın görüntü yönetmenliği, yeşilin ve kırmızının tonlarıyla görsel bir şölen sunuyor.
- Tavizsiz gerçekçilik: Ağdalı dramatik numaralara başvurmadan, çocuk asker gerçeğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
- Karakter mimarisi: Agu’nun iç sesleri ve psikolojik çöküşü senaryoda adım adım, yedirile yedirile işlenmiş.
Filmin Etkisini Hafifleten Bazı Zayıf Noktalar
- Tempo düşüşleri: İkinci yarının ortalarında, birliğin dağılmaya başladığı kısımlarda hikayenin ritmi bir miktar bocalıyor.
- Politik arka planın muğlaklığı: Savaşın neden çıktığı, ülkenin siyasi yapısı tamamen yüzeysel bırakılmış, odak sadece çete seviyesinde tutulmuş.
- Yüksek duygusal yük: Rahatsız edici sahnelerin yoğunluğu nedeniyle hassas izleyiciler için tamamlaması oldukça zor bir deneyim olabilir.
Kamera Arkası Ve Az Bilinen Sırlar: Ölümden Dönen Idris Elba ve Sokak Keşifleri
Bu çapta sarsıcı bir filmin çekim süreci de en az hikayenin kendisi kadar çalkantılı geçmiş. İşte yapım hakkında muhtemelen daha önce duymadığınız birkaç ilginç detay:
Başrol oyuncusu Abraham Attah, Gana sokaklarında arkadaşlarıyla futbol oynarken casting direktörü tarafından keşfedildi. Hiçbir oyunculuk eğitimi olmamasına rağmen seçmelerde gösterdiği performansla yüzlerce adayı geride bıraktı ve sonrasında bu rolle Venedik Film Festivali’nde Marcello Mastroianni En İyi Genç Oyuncu Ödülü’nü kaptı.
Çekimler tamamen Gana’daki gerçek ormanlarda ve zorlu doğa koşullarında yapıldı. Idris Elba, bir şelale sahnesinin çekimleri sırasında kaygan bir kayada ayağı kayarak metrelerce yüksekten düşme tehlikesi atlattı. Onu son anda düşmekten kurtaran şey, set ekibinden bir güvenlik görevlisinin tişörtünden yakalaması oldu. Yani efsanevi oyuncu az kalsın bu yapım uğruna canından oluyordu.
Ayrıca yönetmen Fukunaga, Çekimler esnasında yakalandığı sıtma hastalığına rağmen yönetmenlik koltuğunu bir gün bile terk etmedi. Hatta kamera ekibinin hastalanması üzerine birçok sahneyi omzunda kamerayla tek başına çekmek zorunda kaldı. Ekranda gördüğümüz o çiğ ve yorgun atmosferin arkasında gerçek bir fiziksel yıpranma yatıyor.
Savaşın Gölgesinde Kalan Çocukluğa Dair Son Bir Değerlendirme
Ezcümle, kalbinize bir kanca takıp sizi Afrika’nın balçıkla kaplı patikalarında sürükleyecek, bittiğinde uzun süre jeneriğe bakakalmanıza neden olacak bir yapımla karşı karşıyasınız. Sitemizdeki diğer ağır sıklet savaş filmleri arasında kendine çok özel ve tavizsiz bir köşe parselleyen bu eser, iyi sinemanın her zaman konfor alanından çıkarması gerektiğinin en büyük kanıtı.
Şimdi söz sizde sinefiller! Siz bu filmi izlediniz mi? Agu’nun dönüştüğü insan hakkında ne düşünüyorsunuz? Idris Elba sizce de kariyerinin en iyi performansını sergilememiş mi? Yorumlarda buluşalım, fikirlerinizi, eleştirilerinizi aşağıya yazmayı unutmayın. Bir sonraki sarsıcı incelemede görüşmek üzere, sinemayla kalın!
- Yönetmen
- Süre
- 137 dakika
- Yıl
- Tempo
- Nerede İzlenir
Beasts of No Nation Filmi izlendi ve bitti; peki sende nasıl bir iz bıraktı? Tepkini hemen aşağıya bırak!
Burada bir sessizlik hakim... "Beasts of No Nation" hakkında fikirlerini paylaşarak bu sessizliği bozabilirsin.






