IMDb


Sinemanın arka bahçesinde neler olup bittiğini merak eden, gişe filmlerinin parıltısından ziyade karakterlerin kemiklerine işleyen o karanlık gerçekliğin peşinde olanlardansan, doğru yerdesin. Bugün, kamerayı sadece bir kayıt cihazı olarak değil, bir neşter gibi kullanan, Hollywood'un "görünmeyen" ama "hissedilen" isimlerinden Matt Ross'u masaya yatırıyoruz. Hazır mısın? Çünkü Ross, izlediğin o ana akım işlerin aksine, sana konfor alanı vaat etmiyor; tam aksine, o alanı senin tepene yıkmayı seviyor.
Matt Ross denince aklına hemen Silicon Valley'deki o gıcık ama unutulmaz Gavin Belson karakteri geliyorsa, seni suçlayamayız; adamın oyunculukta bambaşka bir kumaşı var. Ama bizim meselemiz, o kumaşı yönetmen koltuğunda nasıl terzilikle işlediği. Ross, oyunculuktan yönetmenliğe geçenlerin düştüğü o "sadece iyi diyalog yazalım, gerisi gelir" tuzağına düşmeyenlerden. O, derdini görüntüyle, sessizlikle ve karakterin yüzündeki o tek bir mimikle anlatmayı seçen bir yönetmen.
Herkesin mutlu sonlar, dev bütçeler ve CGI harikaları peşinde koştuğu bir dünyada, Matt Ross kendi küçük ama sarsıcı evrenini inşa ediyor. İşte onu diğerlerinden ayıran birkaç detay:
Eğer hala izlemediysen, Captain Fantastic bir sinemaseverin "izlemeden ölmemesi gerekenler" listesinin en tepelerinde yer almalı. Modern dünyanın dayattığı o plastik mutluluğa, doğanın ve felsefenin içinden bir yumruk atıyor. Ross burada sadece bir yönetmen değil, aynı zamanda toplumun yapı taşlarıyla oynayan bir provokatör gibi. Viggo Mortensen'in performansı zaten ayrı bir mesele ama Ross'un o kaotik ama büyüleyici dünyayı kurma şekli, filmi bir başyapıt seviyesine taşıyor.
Şimdi lafı fazla uzatmadan seni Matt Ross'un filmografisiyle baş başa bırakıyoruz. İster "görmezden gelinenlerden" ol, istersen bu sinematik keşfe ortak ol; karar senin. Ama şunu unutma, Ross'un dünyasında herkes biraz haklı, herkes biraz hatalı ve herkes kesinlikle çok gerçek.