
Lion 2016
·
Beş yaşındasınız, karnınız zil çalıyor, ağabeyinizin peşinden ekmek parası kazanmak için gece vardiyasına çıkıyorsunuz ve bir anlık yorgunlukla duraktaki bir tren kompartımanında uyuyakalıyorsunuz. Uyandığınızda ise tren hareket ediyor, hem de tam 1600 kilometre boyunca, dilini, kültürünü ve insanlarını hiç bilmediğiniz devasa bir metropole doğru.
Yönetmen Garth Davis imzalı Lion, gözyaşı musluklarınızı zorla açmaya çalışan ucuz bir melodrama sığınmadan, boğazınıza kaskatı bir yumru oturtmayı başaran nadir yapımlardan biri.
Siz de sinema akşamınızda “Beni benden alsın, gerçek bir hayatın izini sürerken kalbimi bırakayım” diyorsanız ve kaliteli bir film önerisi arıyorsanız, bu yapım tam radarınıza göre. Arkanıza yaslanın, çünkü haritada bir nokta ararken kendi benliğini bulan bir çocuğun sürükleyici hikayesine dalıyoruz.
Lion Filmi Gerçek Bir Hikaye mi? Saroo Brierley’nin Unutulmaz Yaşamı
Evet, 2016 yapımı Lion filmi tamamen gerçek bir yaşam öyküsüne dayanmaktadır. 1986 yılında Hindistan’ın Khandwa kasabasında kaybolan ve Avustralyalı bir aile tarafından evlat edinilen Saroo Brierley’nin, 25 yıl sonra Google Earth uydu görüntülerini kullanarak öz ailesini ve doğduğu köyü bulma mücadelesini konu alır.
Bu inanılmaz hayatta kalma ve benlik arayışı mücadelesi, Saroo’nun kaleme aldığı A Long Way Home (Eve Uzun Bir Yol) adlı otobiyografik kitaptan beyazperdeye aktarıldı. Senarist Luke Davies, bu çetin anıyı senaryolaştırırken hikayenin matematiğini iki belirgin parçaya bölmüş: İlk yarıda klostrofobik bir hayatta kalma savaşı, ikinci yarıda ise teknoloji desteğiyle yürütülen psikolojik bir arkeoloji çalışması.
Sıradan Bir Kayboluş Değil: İki Farklı Dünyanın Sinematografik Portresi
Yapımın ilk yarısı, tam anlamıyla bir çocuk gözünden belgesel-gerilim atmosferi sunuyor. Kalküta’nın kalabalık, ürkütücü ve yabancı sokaklarında beş yaşındaki Saroo’nun tek başına verdiği yaşam mücadelesini izlerken klostrofobi krizleri geçirmeniz işten bile değil. Yönetmen, kamerayı tamamen çocuğun göz hizasına indirerek seyirciyi o çaresizliğin göbeğine bırakıyor.
İkinci yarıda ise hikayenin ekseni Avustralya’nın sakin, düzenli ve steril dünyasına, Avustralyalı Brierley ailesinin yanına kayıyor. İşte burada film, klasik bir kök arayışından çıkıp derin bir varoluşsal krize dönüşüyor. İnsanların hafızalarındaki kırıntılarla bir yaşamı yeniden inşa etme çabası, sinemada pek sık rastlamadığımız bir anlatı diline evriliyor.
Benzer şekilde gerçek bir irade mücadelesini odağına alan 127 Saat filminde olduğu gibi, insan zihninin saplantılı bir hedef uğruna neleri göze alabileceğini iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Görüntü yönetmeni Greig Fraser’ın harikalar yarattığı kadrajlar, Hindistan’ın tozlu ve kaotik sarı tonlarıyla Tasmanya’nın soğuk ve mesafe hissettiren mavi atmosferi arasındaki kontrastı mükemmel işliyor. Fraser’ın kamerası, coğrafyanın insanın ruhunda bıraktığı izleri görsel bir şölene dönüştürüyor.
Dev Patel’in Evrimi ve Sunny Pawar’ın Büyüleyici Oyunculuğu
Filmdeki performansları iki ayrı başlıkta incelemek gerekiyor çünkü küçük Saroo’yu canlandıran Sunny Pawar ile yetişkin Saroo’ya hayat veren Dev Patel adeta meşaleyi birbirlerine mükemmel bir zamanlamayla devrediyorlar. Sunny Pawar, hayatında hiç oyunculuk yapmamış olmasına rağmen gözlerindeki o saf korku ve merakla seyirciyi ilk saniyeden yakalamayı başarıyor.
Dev Patel ise kariyerinde çığır açan bir dönüm noktasına imza atıyor. Onu ilk kez uluslararası arenada tanıdığımız Milyoner performansından bu yana ne kadar olgunlaştığını görmek muazzam. Patel, Avustralya’da konforlu bir yaşam sürerken geçmişinin hayaletleriyle boğuşan, suçluluk duygusuyla kıvranan bir adamın iç dünyasını abartısız ama vurucu bir biçimde yansıtıyor.
Nicole Kidman’ın canlandırdığı üvey anne Sue Brierley karakteri ise filmin duygusal omurgasını oluşturuyor. Kidman’ın, çocuk sahibi olabilecek durumdayken dünyada halihazırda acı çeken bir çocuğa kucak açmayı seçtiğini anlattığı tek bir tirad var ki, oyunculuk dersi olarak sinema okullarında okutulacak cinsten.
Coğrafya Kader midir? Teknoloji ve Hafızanın Kesişimi
Pek çok eleştirmenin filmin ikinci yarısındaki Google Earth sahnelerini “biraz durağan” bulduğunun farkındayım. Ancak bir ekran karşısında saatlerce uydu fotoğraflarını tarayan bir adamın sahnelerini bu derece yüksek bir gerilimle sunabilmek büyük bir yönetmenlik başarısıdır. Film, teknolojiyi soğuk bir araç olarak değil, insan ruhunun kayıp parçalarını birleştiren duygusal bir köprü olarak kurguluyor.
Saroo’nun tren raylarını, nehir yataklarını ve su kulelerini hafızasındaki silik görüntülerle eşleştirmeye çalıştığı o sahneler, modern bir harita aramasından çok daha fazlası. Orada izlediğimiz şey, köklerinden koparılmış bir insanın öz kimliğini arama obsesyonudur. Bu obsesyon, filmin derinlikli bir dram yapıtı olarak tarihe geçmesini sağlıyor.
Sinematografik Terazi: Lion Yapımının Öne Çıkan ve Göze Batan Detayları
Sizlere pembe tablolar çizmeyeceğime söz vermiştim. Her başyapıt adayı gibi bu yapımın da kusursuz işlemediği birtakım çarklar mevcut. Objektif bir teraziye koyduğumuzda tablonun net hali şu şekilde:
- Filmin En Başarılı Yönleri:
- Sunny Pawar’ın perdeyi domine eden büyüleyici ve doğal oyunculuğu.
- Dustin O’Halloran ve Hauschka imzası taşıyan, sahnelerin etkisini katlayan melankolik müzikler.
- Gerçek bir hikayenin manipüle edilmeden, doğal akışında ve hissettirilerek aktarılması.
- Greig Fraser’ın Oscar adaylığı getiren, görsel olarak büyüleyici görüntü yönetmenliği.
- Yapımın Eleştiriye Açık Noktaları:
- İlk yarıdaki yüksek temponun ve gerilimin, Avustralya sahnelerine geçildiğinde hissedilir şekilde düşmesi.
- Rooney Mara’nın canlandırdığı kız arkadaş karakterinin derinleştirilememesi ve senaryoda biraz havada kalması.
- Zaman zaman Hollywood dram kalıplarına göz kırpan birkaç duygu sömürüsü riski taşıyan sahne.
Bu Derin Yolculuk Kimlerin Ruhuna Hitap Ediyor?
Eğer beklentiniz bol aksiyonlu, hızlı tüketilen ve hemen unutulan çerezlik bir seyirlikse, bu yapım sizi biraz sıkabilir. Ancak insan ilişkilerine, aile bağlarına, aidiyet duygusuna ve kaybolmuşluk hissine ilgi duyan sinemaseverler için kaçırılmayacak bir nitelikte. Özellikle mendillerinizi hazırlayarak oturmanız gereken, sitemizdeki ağlatan filmler listelerinin üst sıralarını zorlayacak duygu dolu bir tecrübe sizleri bekliyor.
Evlat edinme psikolojisi, farklı kültürlerin çatışması ve bir çocuğun zihnindeki travmaların yetişkinlikte nasıl nüksettiğini merak eden psikoloji meraklıları da filmden fazlasıyla tatmin ayrılacaktır.
Kamera Arkasından Sıradışı Detaylar: Lion Hakkında Bilmedikleriniz
Okuyucuma ekstra değer katmayı severim, işte filmi izlerken bakış açınızı değiştirecek birkaç ilginç kamera arkası notu:
- Dev Patel, yetişkin Saroo rolüne hazırlanmak için tam 8 ay boyunca spor salonundan çıkmadı, sakal bıraktı ve karakterin aksanını yakalayabilmek için Avustralyalı bir dil koçuyla çalıştı. Hatta zihinsel olarak role girebilmek için Hindistan’da tren seyahatlerine çıktı.
- Filmin adı olan “Lion” (Aslan), hikayenin tam sonunda açıklanan ve Saroo’nun tüm çocukluğu boyunca kendi adını yanlış telaffuz etmesinden kaynaklanan muazzam bir sürprize dayanıyor. (Endişelenmeyin, detayı vermiyorum!)
- Gerçek Saroo Brierley, kaybettiği köyü bulabilmek için Google Earth üzerinde tam 5 yıl boyunca binlerce kilometrekarelik uydu görüntüsünü milim milim taramıştır.
Neden Bu Akşam Ekran Başına Geçip Lion’ı İzlemelisiniz?
Garth Davis, ilk uzun metrajlı sinema filminde mucizevi bir işe imza atarak 2016 yılı filmleri arasında unutulmaz bir çentik attı. Yapım, kaybolmanın sadece fiziki bir durum olmadığını, insanın kendi köklerinden koptuğunda ruhunun da kaybolabileceğini anlatıyor. Etkileyici müzikleri, iz bırakan sahneleri ve finalde boğazınıza oturan o devasa duygu yoğunluğuyla tam anlamıyla bir sinema dersi.
Eğer henüz izlemediyseniz, listenizin en üst sırasına gözü kapalı ekleyebilirsiniz. Peki, siz filmi izlediniz mi? Saroo’nun Tasmanya’daki yaşamı ile Hindistan’daki çocukluğu arasındaki denge sizce iyi kurulmuş muydu? Aşağıdaki yorumlar kısmında fikirlerinizi paylaşmayı ve sinema üzerine benimle atışmayı unutmayın!
- Yönetmen
- Tür
- Süre
- 118 dakika
- Yıl
- Tempo
- Nerede İzlenir
Lion Filmi izlendi ve bitti; peki sende nasıl bir iz bıraktı? Tepkini hemen aşağıya bırak!
Burada bir sessizlik hakim... "Lion" hakkında fikirlerini paylaşarak bu sessizliği bozabilirsin.






