John Carter: İki Dünya Arasında

John Carter
John Carter: İki Dünya Arasında afişi
Önerdi
Fragmanı İzle

Sinema dünyası bazen öyle garip bir yer ki, devasa bütçeler, çığır açan teknolojiler ve görkemli reklam kampanyaları bile bir filmi “gişe felaketi” etiketinden kurtarmaya yetmiyor. Bugün, tozlu raflardan çıkardığımız, zamanında hak ettiği değeri görmemiş ama aslında tadı damağınızda kalacak bir bilim kurgu macerasına, John Carter: İki Dünya Arasında filmine yakından bakıyoruz. 2012 yılında vizyona girdiğinde pek çok kişinin “bu da neymiş?” diyerek burun kıvırdığı bu yapım, aslında türünün hem atası hem de en haksızlığa uğramış çocuklarından biri. Koltuğunuza yaslanın, çünkü Barsoom’un kızıl kumlarına doğru alışılmışın dışında bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir Yıldız Kayması mı, Yoksa Yanlış Anlaşılan Bir Başyapıt mı?

Edgar Rice Burroughs’un o efsanevi “Prenses of Mars” serisinden uyarlanan bu film, aslında bilim kurgu edebiyatının temel taşlarından birine selam çakıyor. Kabul edelim, ana akım sinema izleyicisi bir kahramanın Mars’ta dev yeşil yaratıklarla cirit atmasını, 2012 şartlarında biraz “çocukça” bulmuş olabilir. Ancak John Carter filmi, derinlikli karakter gelişimi ve dünya inşası açısından modern pek çok süper kahraman filmine on basacak cinsten bir atmosfere sahip. Film, Amerikan İç Savaşı’ndan çıkmış yorgun bir askerin, kendini bir anda yerçekiminin bile ona süper güçler bahşettiği bambaşka bir gezegende bulmasını konu alıyor. Yani klasik bir “yabancılaşma” hikayesinin en görkemli, en tozlu ve en estetik hali.

Yönetmen Vizyonu ve Mars’ın Görsel Dili

Yönetmen koltuğunda Andrew Stanton’ı görüyoruz. Evet, o meşhur Wall-E ve Kayıp Balık Nemo’nun arkasındaki beyin. Bir animasyon dehasını canlı aksiyon bir aksiyon filminde görmek ilginç bir deneyim. Stanton, Mars’ı sadece kırmızı bir toz yığını olarak değil, yaşayan, nefes alan, politik entrikaları olan ve kadim bir medeniyetin izlerini taşıyan bir arena olarak resmediyor. 2012 yılı yapımları arasında Yaşam Şifresi gibi görsel efektlerin yoğun kullanıldığı ama aynı zamanda doğallığını da korumaya çalışan nadir işlerden biri bu. Özellikle Thark ırkının hareket yakalama teknolojisiyle (motion capture) hayata geçirilme süreci, filmin en güçlü yanlarından birini oluşturuyor.

Atmosfer ve Müzik: Barsoom’a Adım Atmak

Michael Giacchino’nun bestelediği müzikler, filmin o epik ve biraz da melankolik havasını mükemmel tamamlıyor. Bir sahnede kılıçlar şakırdayıp aksiyon doruğa çıkarken, diğer sahnede John Carter’ın geçmişine duyduğu özlemi hissettiren o buruk notaları duymamak imkansız. Sinema tarihindeki Dünyalı gibi kült yapımlar listelerinde belki zirveye oturmadı ama atmosfer yaratma konusunda bir ders niteliğinde olduğu kesin. Görsel ve işitsel şölenin birleştiği o anlarda, “Acaba ben de yerçekimine meydan okuyup o zıplayışları yapabilir miyim?” diye kendinizi sormaktan alıkoyamıyorsunuz.

Neden İzlemelisiniz ve Kimlere Hitap Ediyor?

Eğer “benim için film izle demek, kaliteli bir kaçış demek” diyorsanız, John Carter sizi tatmin edecektir. Bu yapım, Star Wars evrenine, Flash Gordon tarzı eski usul uzay operalarına ve epik macera romanlarına selam gönderen bir mektup niteliğinde. İzleme listenize alabileceğiniz, herkesin izlediği popüler yapımlardan sıkılanlar için gerçek bir keşif.

  • Distopik veya epik bilim kurgu sevenler: Türün kökenine inmek isteyenler kaçırmamalı.
  • Macera tutkunları: Bir kahramanın kendini bulma yolculuğunu seviyorsanız, Carter sizin adamınız.
  • Görsel efekt meraklıları: 2012 teknolojisiyle yaratılan o dünyanın detaylarını incelemek oldukça keyifli.

Objektif Bir Bakış: Filmin Karnesi

Her film kusursuz değildir, John Carter ise kendi hatalarının kurbanı olmuş bir eser. İşte artı ve eksileriyle tablomuz:

  • Güçlü Yanları:
    • Yaratıcı dünya inşası ve estetik görsel tasarım.
    • Taylor Kitsch ve Lynn Collins arasındaki uyumlu kimya.
    • Old-school macera ruhunu günümüze taşıması.
    • Karakterlerin motivasyonlarının (özellikle John’un vicdan azabı) inandırıcı olması.
  • Zayıf Yanları:
    • Hikaye anlatımındaki bazı “yavaşlama” noktaları.
    • İzleyiciyi içine çekecek “o büyük duygusal patlamanın” eksikliği.
    • Pazarlama stratejisinin (film isminin seçimi vb.) yarattığı kafa karışıklığı.

Az Bilinen Detaylar ve Kamera Arkası

Film hakkında ilginç bir bilgi vermek gerekirse, John Carter aslında sinema tarihinin “en uzun süredir çekilmek istenen” projelerinden biriydi. 1930’lardan beri üzerinde konuşulan bu hikayeyi perdeye taşımak için onlarca yönetmen değişti. Bir başka detay ise, filmdeki o görkemli Marslı dillerinin bir dilbilimci tarafından özel olarak tasarlanmış olması. Sadece bir film değil, ciddi bir emek mahsulü!

Son Söz: Sizin Fikriniz Ne?

Sonuç olarak John Carter: İki Dünya Arasında, dev bir prodüksiyonun kurbanı olmuş, hakkı yenen bir film. Kimileri için zaman kaybı, kimileri içinse türün gizli bir cevheri. Sizin tarafınız hangisi? Mars’ın kızıl tozlarında bir macera mı yaşamak istiyorsunuz, yoksa daha ayakları yere basan hikayeler mi ilginizi çekiyor? Filmi izlediyseniz, o meşhur “zıplama” sahneleri hakkında ne düşündüğünüzü yorumlarda bizimle paylaşın. Belki de birileri filmdeki o küçük detayları gözden kaçırmıştır, sizin eleştirileriniz belki başkalarının izleme zevkini değiştirecektir. Bu tartışmalı misafiri bir şansla ödüllendirmeye var mısınız?

Ülke
Yıl
Süre
132 dakika
×
YouTube video
×
Paylaş

John Carter: İki Dünya Arasında Filmi İçin Tepki Ver!

John Carter: İki Dünya Arasında Filmi izlendi ve bitti; peki sende nasıl bir iz bıraktı? Tepkini hemen aşağıya bırak!

Bu içerik size nasıl hissettirdi?

John Carter: İki Dünya Arasında Filmi Yorumları

Misafir kullanıcı profil fotoğrafı

    Burada bir sessizlik hakim... "John Carter: İki Dünya Arasında" hakkında fikirlerini paylaşarak bu sessizliği bozabilirsin.

    Yorum yaparak görüşlerini paylaş

    Geri Bildirim