IMDb


Sinema tarihinin en tartışmalı, en gerilimli ve teknik açıdan kusursuz işlerine imza atan o ismi konuşmaya hazır mısın? Eğer huzurlu, naif ve "her şeyin yolunda gittiği" filmler arıyorsan, yanlış adrestesin dostum. Roman Polanski’nin dünyasına adım atmak, insanın zihninin karanlık dehlizlerine, tekinsiz apartman dairelerine ve bastırılmış nevrozların kol gezdiği bir labirente girmek gibidir. Biz senin için Polanski’nin o meşhur tekinsiz atmosferini ve sinemasal dehasını didik didik ettik; şimdi bu kaotik dâhinin filmografisine dalmadan önce kartları açık oynayalım.
1933 Paris doğumlu Polanski, daha çocuk yaşta İkinci Dünya Savaşı’nın travmalarını iliklerine kadar hissetmiş, kamerayı bir savunma mekanizması olarak kullanmayı öğrenmiş bir yönetmen. Polonyalı kimliği, sürgün hayatı ve Avrupa ile Hollywood arasında kurduğu o köprü, onu sinemanın en orijinal "yabancılarından" biri yaptı. Rosemary’nin Bebeği ile paranoyayı bir sanat formuna dönüştüren, Chinatown ile kara film türünü yeniden tanımlayan bu adam, teknik hakimiyetiyle her zaman tartışmaların ötesinde bir yerde durdu. Onun için "minimalist bir kabus ustası" desek, sanırım hiç de haksızlık etmiş olmayız.
Bir yönetmenin seyirciyi ekrana hapsetme becerisi, genellikle kurduğu atmosferle ölçülür. Polanski’de ise durum bambaşka; o, karakterin klostrofobisini doğrudan senin salonuna taşıyor. İşte onun sinemasını "mutlaka izlenmesi gerekenler" listesine sokan o kritik detaylar:
Eğer Polanski maratonuna girmeye karar verdiysen, çıtayı hemen en tepeye koymanı öneririm. İlk olarak:
Şimdi lafı fazla uzatmayalım; yönetmenin tüm dünyasını ve senin için seçtiğimiz film önerilerini aşağıda incelemeye başlayabilirsin. İyi seyirler, karanlık tarafta görüşürüz!