IMDb


Sinemanın tozlu raflarında kaybolmayı seviyorsan, doğru adrestesin. Bugün merceği, Yeni Zelanda’nın sert rüzgarlarından Hollywood’un neon ışıklarına uzanan o kendine has yönetmene, Lee Tamahori’ye çeviriyoruz. Eğer "kurgu aksın, temposu düşmesin ama altında da bir hikaye yatsın" diyenlerdensen, Tamahori’nin dünyası tam sana göre. Hazırsan, bu adamın neden sinema dünyasının "huzursuz dâhisi" olduğunu masaya yatırıyoruz.
1950 doğumlu Lee Tamahori, sadece bir yönetmen değil; aynı zamanda sinemanın mutfağında yıllarca kamera asistanlığından ışık şefliğine kadar her işin tozunu yutmuş bir isim. 90’ların başında Once Were Warriors ile dünyayı tokat gibi sarsıp "Ben geldim ve buradayım" dediğinde, sinema dünyası sert gerçekçiliğin yeni bir yüzüyle tanışmış oldu. Tamahori, kamera arkasında bir orkestra şefi gibi değil, daha çok bir sokak dövüşçüsü gibi davranır; hamdır, çıplaktır ve genellikle oldukça çarpıcıdır.
Tamahori’nin filmlerine baktığında ne bulacağını bilirsin: Görkemli estetikten ziyade, hayatta kalma güdüsüyle yanıp tutuşan karakterler. Hollywood’un parlak ışıklarına teslim olduğunda bile, o Yeni Zelanda kökenli sert anlatı dilini korumayı başardı. İşte onu diğerlerinden ayıran birkaç özellik:
Her yönetmenin olduğu gibi onun da inişli çıkışlı bir grafiği var ama kabul edelim, bazı işleri tam bir kült mertebesinde. Eğer Tamahori’nin gerçek damarını arıyorsan şu noktalardan başlaman şart:
Şimdi, Lee Tamahori’nin o kendine has dünyasını daha yakından keşfetme sırası sende. Aşağıdaki seçkimiz, yönetmenin en iyi (ve bazen en çok tartışılan) işlerini senin için bir araya getiriyor. Kahveni al, ayaklarını uzat ve yönetmenin o kaotik dünyasına dalış yap!