IMDb


Eğer sinemada "her şey fazla parıltılı, fazla yapay" diye söylenip duruyorsan, David Michôd tam olarak ilacın. Avustralya’nın o tekinsiz, tozlu ve gergin atmosferini damarlarımıza zerk eden bu adam; iyimserlikten uzak, karakterlerinin ruhunu kanırtan anlatımıyla modern sinemanın en kendine has isimlerinden biri. Onun dünyasında kahraman yok, sadece hayatta kalmaya çalışan ve genellikle yanlış seçimler yapan "insanlar" var. Şimdi, koltuğuna yayıl; çünkü Michôd’un karanlık ve sert sinematografisine dalmadan önce, bu adamın neden favori yönetmen listenin başına yerleşmesi gerektiğini konuşalım.
1972 doğumlu bu Avustralyalı yönetmen ve senarist, sinemaya adım attığı günden beri "huzurlu" hikayeler anlatmak gibi bir derdi olmadığını kanıtladı. 2010 yılında çektiği Animal Kingdom ile çıtayı öyle bir yere koydu ki, suç draması türüne olan bakış açımız kökten değişti. O, sadece bir hikaye anlatıcısı değil; aynı zamanda bir atmosfer mimarı. İzleyiciyi konfor alanından çekip çıkaran, o meşhur "şimdi ne olacak?" gerilimini iliklerine kadar hissettiren bir tarzı var.
Michôd’un eline bir senaryo geçtiğinde karakterler bir anda grileşir, ahlaki pusulalar şaşar ve olay örgüsü tahmin edilebilir olmaktan çıkar. Onu diğerlerinden ayıran birkaç temel özellik var:
Onun filmografisine bakarken Animal Kingdom ile başlayan o sert çıkışın, The Rover ile nasıl bir hayatta kalma manifestosuna dönüştüğünü mutlaka görmelisin. Ayrıca Netflix ortaklığıyla sunduğu The King gibi yapımlarda, tarihi bir figürü bile kendi karanlık ve minimalist tarzıyla nasıl yeniden kurguladığına şahit olmak büyük bir ders niteliğinde. Kısacası Michôd, izleyiciyi yormadan ama düşündürerek sarsmayı başaran nadir yönetmenlerden.
Özetle; eğer biraz sinir bozucu, biraz karanlık ama her karesinde zeka pırıltısı olan bir film arıyorsan, David Michôd senin yönetmenin. Şimdi hazırsan, senin için özenle seçtiğimiz o kült filmlere ve incelemelere geçelim!