IMDb

Alplerin o dondurucu soğuğunda, kusursuzca işleyen saat mekanizmalarının tik-takları arasında yükselen, Avrupa sinemasının en nev-i şahsına münhasır, en az konuşan ama en çok düşündüren o sessiz devine hoş geldiniz. İsviçre sineması, öyle rastgele bir hafta sonu eğlencesi değil; o, bir cerrah titizliğiyle toplumsal huzursuzluğu deşip, ardından o yarayı estetik bir kurguyla tekrar diken bir sanat disiplini. Burada "huzurlu İsviçre" masallarını unutun; burada dağların gölgesi, insan ruhunun en karanlık ve en karmaşık koridorlarına düşer.
İsviçre yapımları, dışarıdan bakıldığında o steril ve düzenli yaşam tarzını yansıtsa da, aslında kamera arkasında derin bir ironi ve varoluşsal bir sancı taşır. Yönetmenler, izleyiciye bir hikaye anlatmaktan ziyade, onları kendi içsel labirentlerinde bir yolculuğa çıkarır. Görsel anlatıda minimalist bir disiplin, senaryolarda ise Avrupa’nın tam merkezinde olmanın getirdiği o kültürel mozaik ve politik ağırlık hissedilir. İsviçre sinema kültürü, dillerin (Almanca, Fransızca, İtalyanca) yarattığı o zengin çatışmadan beslenir; bu yüzden her film, aslında kültürel bir kimlik arayışının zarif bir dışavurumudur.
Peki, bir filmin İsviçre ruhunu taşıdığını nereden anlarsınız? Tabii ki o kendine has, mesafeli ama sarsıcı atmosferinden! İsviçre sinemasının karakteristik özellikleri arasında şunları sayabiliriz:
Eğer ana akım sinemanın o sahte parıltısından sıkıldıysanız ve "yahu bana şöyle, izlerken kahvemi soğutacak, üzerine günlerce düşündürecek bir şeyler verin" diyorsanız, İsviçre sinema kültürü tam aradığınız durak. Bu coğrafyanın sineması, en iyi İsviçre yapımları listesinde göreceğiniz üzere, form ve içerik arasındaki o kırılgan dengeyi kusursuz yönetir. Burada gürültülü patırtılı aksiyonlar bulamazsınız ama vicdanınızı sızlatacak, aklınızı çelecek ve sizi o yüksek dağların doruklarında bir varoluş kriziyle baş başa bırakacak o "sinematik zehri" mutlaka bulursunuz. Hazırsanız, Alplerin arasından süzülen bu beyaz perde büyüsüne kendinizi bırakın.